Advert
Müzik ve Din
MERAL TAN

Müzik ve Din

Bu içerik 1793 kez okundu.
Advert

Sanatta ifade edici içerik göreli olarak sabit kalsa da, bunlara yüklenen anlam değişkendir ve sanat eserlerine yüklenen anlamlarda dinin etkisi çok büyüktür. Bir müzik eserinin nitelenmesi sadece estetik, teorik kaygılarla değil, müzik dışı alanlara da bağlı olarak yapılmaktadır. Bir müzik yapıtının tarihin belli döneminde beğenilmediği, çirkin hatta günah sayıldığı; başka bir yerde ya da zamanda tam tersine çok beğenilip, sanat olarak değerlendirildiği görülebilmektedir. Bu değerlendirmeler de din büyük rol oynar.

 Dinin temelinde inanç olgusu yatar. İnanç bir ifadenin bir kimse tarafından doğru olarak kabul edilmesidir. Din konusunda Durkheim’ın anlayışı, dini toplumsal bir olgu olarak görmeye dayanır. Ona göre dinsel inançları açıklayabilmek için bireylerden ve onların psikolojilerinden çok toplum yapısından hareket etmek doğrudur. Sosyoloji, insan birlikteliği gerçeği üzerinde odaklaşır. Söz konusu insan birlikteliğine katkıda bulunan her şey sosyolojiktir.  Bu anlamda hem müzik hem din, insan birlikteliğine katkıda bulunan sosyolojik kurumlardır. Müziğin doğuşu ile ilgili pek çok varsayım olmakla birlikte bu görüşlerden biri de müziğin ilkel tapınmanın bir öğesi olarak doğduğudur. Bu görüşe göre müzik, Tanrı’ya ya da Tanrı olarak tanınan bir varlığa karşı inanç ve bağlılığı anlatmak, göstermek için yapılan dinsel törenlerin bir öğesi olarak birtakım sözlerin bir ezgi akışı içinde yinelenmesinden doğmuştur. Ayrıca pek çok eski kültürde müziğin tanrıların bir hediyesi olduğu inanılırdı.

 Bu inançlardan bazıları şöyledir:

“Müzik ilk insan olan Adem ile birlikte var olmuştur.”Müzik ve Din

 

Bu görüşe göre ilk insan Adem ile var olan müzik, sonraki insanlarla birlikte değişerek günümüze kadar gelmiştir. Alman müzik bilgini Jacob Adlun’un “Müzik Bilginliğine Giriş” adlı kitabında bu görüş, açık bir şekilde dile getirilmiştir. Müziğin ortaya çıkışı ile ilgili bir başka görüş ise, “müziğin Adem’in torunlarından biri tarafından bulunduğu” görüşüdür. Tevrat’ta belirtilen bu görüşe göre ise müzik, Adem’in büyük oğlu Habil’in soyundan gelme Lemek’in oğlu Yubal tarafından bulunmuştur. Tevrat’ da müziğin bulucusu olarak Methuasel, Tubalkain ve Hz. Musa’nın da adları geçmektedir. Bir başka görüşe göre ise, “müzik tanrılar tarafından bulunmuştur.” Greklere göre, müziği bulanlar ozan ve müzikçi Orfe ile Lino’nun babası Apolon ya da kovaladığı su perisi Syrin’in kendisinden kurtulmak için kaçarken ırmağa düşüp saz kamışına dönüşmesinden sonra bu kamıştan ilk müzik düdüğünü yapan Pan’dır. Hindular’ın bir efsanesine göre ise, müzik, tanrı Brahma ve Tanrıça Sarsvati’nin buluşuydu. Eski İbranilere göre müzik, kardeşleri tarafından atıldığı kuyuda yetişen, esen rüzgarın etkisiyle ses çıkarmaya başlayan kamışlardan yaptığı çalgılardan çıkardığı ezgilerle yaslı yüreğini serinletmeye çalışan Yusuf’tur. Eski Hintlilere göre, Parajapati, Indra ya da Vijnu tarafından; Eski Mısırlılara göre Osiris tarafından; eski Cermenlere göre ise Wotan tarafından bulunmuştur (İlyasoğlu, 1996; Selanik, 1996; Kaygısız, 1999). Bu görüşler mitolojik ve hayal ürünü olarak görülseler de, tarih boyunca müziğe toplumsal olarak verilen önemi göstermektedir. Pek çok medeniyet, kendisini bu denli etkileyen müziğin ancak Tanrılar tarafından ya da kutsal kişiler tarafından bulunmuş olabileceğini düşünmüş, müziğin var oluşunu dini inançlarıyla bütünleştirmeye çalışmışlardır. Eski çağlarda bağımsız bir sanat olmayan müzik, hep dinî inançlarla kaynaşmış bir hâldeydi. Dünyadaki tüm medeniyetlerde müzik başlangıçta din ile birlikteydi. Eski Çin tapınaklarında müziğe çok önem verilmiş, müzik halka yüce duyguları aşılamak için kullanılmıştır. Mezopotamya’da Sümerler’de de şiirsel dinsel yakarılar, dini şarkılara dönüşmüştür. Eski Hindistan’da müzik bilgisini içeren kitaba “Samaveda” yani şarkı bilgisi deniyordu. Bu kitapta yer alan efsaneye göre müzik, tanrı Brahma ve Tanrıça Sarsvati’nin buluşuydu . Eski Mısır’da da Tanrı Osiris’in ölümü ve yeniden doğuşunu kutlayan törenlerde rahiplerin halkla birlikte şarkılar söyleyerek dans ettiği bilinmektedir. Eski Yunan’da müzik bütün erdemlerin kaynağı sayılırdı. Toplumda önemli bir saygınlığı olan dinsel müziğin, yalnız insanlar değil, hayvanları da etkileme gücü olduğuna inanılırdı .

 M Ö 749 yılına ait bir belgeye göre eski Roma’da kazanılan zaferleri kutlamak için düzenlenen törenlerde tanrılara ilahiler söyleyerek teşekkür edilirdi. İbraniler’de devletin yaşamında dini müziğin önemli bir yeri olduğunu yine din kitaplar belirtmektedir. Kırgızlarda, hasta iyileştirme, yağmur duası gibi dualar ilahiler eşliğinde toplu hâlde yapılırdı. Hitit halkının sosyal yaşamında şarkı, müzik ve dansın önemli bir yeri vardı. Dinî törenlerde hangi tanrıya kurban sunuluyorsa ya da tapınılıyorsa o tanrının mensup olduğu etnik grubun dilinde şarkı söylemek adetti . Tibet’in dinî törenlerinde de Lama ilahileri kullanılırdı. Şamanizm’de müzik, ruhlarla bağlantı kurmak için yapılan bir çeşit dinî ayin şeklinde kullanılmıştır. Yakut efsanesinde Şaman’ın davul üzerinde yedi kat gökte uçtuğundan bahsedilir. Altay’larda ve Yakutlar’ da ki inanışa göre, Şaman kötü ruhları davul içine toplar. Kırgız Şamanlarının, davul yerine kopuz çaldıkları bilinmektedir. Ayrıca, zil ve çıngırakların takılı olduğu bir asayı kullanan Şamanlarda vardı.

 İlahî dinlerde de müzik ve din ilişkisi başlangıcından beri iç içedir. Musevilikte dini müzik içinde çalgıcılar kadınlardı. Değişimli korolar vardı. Solo şarkıcılarından biri erkek diğeri kadındı. Onlar Musa ve Meryem’i  canlandırıyorlardı. İlk Hristiyanlar ise günün müziğinden yararlanmadılar. Kendilerince bir müzik oluşturdular. İlk gizli tapınmalarını yapan Hristiyanlar, duygularını Tanrı’ya yönelik şarkılarla korolar hâlinde ifade ettiler. Misyonerler, puta tapanları Hristiyan yapmak için ilahîlerden yararlandılar. Böylece 1000 yıla yakın bir süre bu ilahiler Hristiyan inancının büyümesine yayılmasına yardımcı oldu. Müzik ilk Hristiyanlar tarafından etkili ve dokunaklı bir öğe olarak görülüyordu. Müzik aynı zamanda törenlere parlaklık veriyor, dualarda birliği sağlıyor, kutsal metinlerin kolayca ezberlenmesine yardımcı oluyordu. Latince bilmeyen kişiler üzerinde de, vaaz dinlemekten kaçınarak eski inançlarında direnen kişiler üzerinde de müzik, gerçek bir mucize rolü oynuyordu. Yukarıda söz edilen gelişmelere karşılık, müziğin serbestçe gelişimine kilisede bazı engeller de konulmaya başlandı. Önceleri çalgılar gözden çıkarıldı. Halk ezgisi ve çalgılarının reddedilmesine rağmen, zamanla halk müziği kiliseye sızdı. Şarkıların süslü ve karmaşık olmasını isteyen din adamlarıyla, sade ve yalın şarkıdan yana olanlar ve çalgıların kiliseye girmesini isteyenlerle istemeyenler arasında uzun süren anlaşmazlıklar oldu. Nihayet VII. yüzyılda org, kiliseye kabul edildi. XIV. yüzyıldan itibaren kilisenin müzik üzerindeki etkisi azaldı.

 Bu yüzyılda bütün sanat dallarında olduğu gibi müzik alanında da sanat, dinî olmaktan uzaklaşmaya başladı ve yeryüzünün gerçekliğini anlatır oldu. Çalgılar kiliseye rahatlıkla girmeye başladı. Dinin müziğin gelişimi üzerindeki kısıtlayıcı pozisyonu da azaldı. Dinî ögeler içeren müzik türlerinden belki de en popüler olanı Blues olmuştur. Afrika’dan Amerika’ya göç eden zencilerin sesi olan Blues, İncil’den bölümler barındıran yakarıları içeren yapısı ile –özellikle gospel tarzı– dinî bir görünüm çizmektedir.

 İslam dünyasından bazı filozofların, müziği bir ilim olarak benimsemelerinin yanı sıra müziğin haram olduğunu ileri süren İslam düşünürleri de olmuştur. Bu nedenle müzik, İslam dünyasında zaman zaman yasaklanmıştır. Müziğin helal mi yoksa haram mı olduğu tartışmaları sürerken bazı kimseler onu matematiğin bir alt kolu olarak kabul etmişlerdir. Müslüman araştırmacılardan Faruki’nin vardığı sonuca göre İslam tarihinde müzik tartışmaları, müziği ortadan kaldırmamış ancak bütün müzik faaliyetlerinin dinî ve ahlakî bakımdan kontrol altında tutulmasını sağlamıştır. Ancak böyle bir kontrol mekanizması bile, müziğin gelişimini olumsuz yönde etkilemiştir. Türkler, İslamiyeti kabul edince, İslamın müzik konusunda anlayışını yumuşatarak benimsediler. Örneğin cami dışında, çeşitli tarikatların tekkelerinde, değişik çalgılar eşlik için çalınabiliyordu. İslam dünyasında müziğe en fazla ilgi, genellikle tasavvuf ehli tarafından gösterilmiştir. Musiki, “sema” adı altında tasavvufa girmeye başlamış ve İslam tasavvufunun belli başlı karakteristiği hâline gelmiştir. Böylece bütün sufi ve tarikat mensupları tarafından belirlenen insanı Allah’a yaklaştıran ve yükselten dini bir unsur olarak görülmüştür.

 Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tarikatların pek çoğunda kullanılan müzik, sürekli aynı tempoda ve aynı kalıplar şeklinde okunarak ve vurularak okuyanları ve dinleyenleri kendinden geçirmeye çalışıyordu. Söz, ritm, ezgi beraberliği ve raks ilkel kabile ayinlerinde de aynı işlevi görüyordu. İbadet biçimleri onlarla aynı olmakla birlikte içerik yeniydi. Çalgılar hiçbir zaman cami müziğine sokulmadı. Sadece dinî konuları işleyen; “ilahi”, “naat”, “ezan”, “sala”, “temcit”, “tekbir” ve “miraciye” gibi sözlü eserlere yer verildi .

 Din ve müzik ilk oluşumlarından bu yana birlikte bulunmuşlardır. Kimilerine göre dinler, müziğin ve diğer sanatların varlığını tehdit edecek kadar meydan okuyucu olmuştur. Ancak diğer yandan da din ve sanatın ayrılmaz bir bütün olduğu kabul edilir. Aslında burada bir ikilem yoktur. Kimi zaman karşıt, kimi zaman özdeş kurumlar olarak alınan din, müzik ve diğer sanatların gelişimi hep birlikte olmuştur. Çünkü onlar bir bütün içinde bağımlı bir sistemin parçalarıdır. Ayrıca kültürün her unsuru iki uçludur. Biri diğerini etkiler, birinin yavaşladığı yerde diğeri devam eder.

 Müziğin siyaset, ekonomi ve din ile olan yakın ilişkisi, yüzyıllardır devam ettiği gibi bundan sonra da devam edecektir. Müzikte yeni türler, olumlu ya da olumsuz nitelendirilebilecek değişimler, gelişimindeki hızlanmalar, yavaşlamalarla hep toplumla ve toplumun çok önemli kurumları olan siyaset, ekonomi ve din ile birlikte yürüyecektir.

                                                                       ( Bu yazı hazırlanırken birçok kaynaktan alıntılar yapılmıştır.)

Yorum yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İTALYA'DA GÜNDEM MERİH DEMİRAL !
İTALYA'DA GÜNDEM MERİH DEMİRAL !
EMMANUEL EMENİKE'YE BÜYÜK ŞOK !
EMMANUEL EMENİKE'YE BÜYÜK ŞOK !