Advert
Merhabalar değerli okuyucularım,
ŞEYMA ATALAY

Merhabalar değerli okuyucularım,

Bu içerik 1297 kez okundu.
Advert

Bu dünyanın geçici olduğunu bildiğimiz halde, kariyerin, para kazanmanın ya da bu hayatın getirilerine kendimizi kaptırmanın,  bizlerin hayatından asıl yapmamız gereken uğraşları çaldığını düşünüyorum.

Sanata baktığımızda, çevremizde görebileceğimiz kas gücüne dayalı işlerden farklı olarak akıl ve duyguya ön plandadır.  Bu nedenle de bir toplumdaki güzel sanatların geldiği seviyeye bakarak o toplumun geldiği seviyeyi ölçmek mümkündür diyebiliriz… 

Buradaki “güzel”, sanat eserinin niteliğini değil, disiplinin estetikle bağlantısını vurgulamak için kullanılmıştır. Şiir, müzik, resim, heykel, mimari, tiyatro gibi insanlarda estetik yönden bir zevk duygusu uyandıran sanatlara verilen isimlerdir.  Bunlar da insanda heyecan ve hayranlık uyandırır haliyle…

Güzel sanatların gayesi, güzelliği ifade etmek ve yorumlamaktır.

Bu sanatlar marangozluk, demircilik, dülgerlik gibi, el işinden çok, ruh ve duyguyu ilgilendiren sanatlardır.

Güzel sanatlar içine, ortaçağ bilginleri tarafından on sanat sokulmuştur.

Bunlar ; sarf (dilbilgisi), nahiv (sözdizimi), ilmi beyan (güzel konuşma bilimi), belagat (güzel konuşma bilimi), hesap felsefe, musiki, hendese geometri), ilmi heyet (astronomi) idi. Fakat bu sanatların çoğu, bilimler arasına girmiş ve güzel sanat olmaktan çıkmıştır.

Biraz sanatın tarihine bakacak olursak, güzel sanatların bazılarına Türk-İslam medeniyetinde rastlanmaz. Bunlar, İslam dininin yasak ettikleridir. Güzellik; cemiyetlere, zamana ve bazen insana göre değişen izafi bir kavramdır. Güzellik, eşya ve olayların insan tarafından tefsirinden doğan bir anlayış ve hükümdür. Bu anlayış ve hüküm, her zaman değişebildiğinden, bazı cemiyetler için güzel bilinen şeyler, bir başka cemiyet için çok çirkin olabilir. İnsanların sahip olduğu inançların da, güzelin tarif, tespit ve ifadesinde büyük tesiri vardır. Asırlar boyunca Müslümanlarda, İslamiyet’in bildirdiklerine ters bir güzellik olamayacağı anlayışı hâkim olmuştur.

Bu bakımdan Türk-İslam medeniyetinde güzel sanat dallarının;  Avrupa’da da bulunan şiir, mimari gibi dalların yansıra hattı, tezhip, tezyinat,  oyma vs. gibi orijinal ve fevkalade güzel sahaları doğmuştur. Asırlar boyunca bu sahalarda gelişen ve paha biçilmez eserler verilen güzel sanat dallarına, Meşrutiyetten sonra Avrupa’dan yavaş yavaş resim, heykel ve bunlara benzer sanatlar da dâhil edilmiş, zamanla yaygınlaşmıştır. Son yıllarda asıl Türk-İslam güzel sanat dalları tamamen unutulmuş, yerlerini Avrupa menşeli olanlar almıştır.

Güzel sanatların amacı; insanlarda estetik heyecan uyandırmaktır, denilebilir. Ancak bu sanatların gayesi ve tarifi tarih boyunca filozoflar arasında ihtilaflara yol açmıştır. Her felsefi akım, hatta her filozof, kendine mahsus bir amaç ve tarifle ortaya çıkmıştır. Bu da tarih boyunca gereksiz tartışmaları ortaya çıkarmıştır.

 

Edebiyat, Resim, Heykel,  Mimarlık,  Musiki,  Tiyatro,  Dans ve bunların haricinde bugün, sinema ve fotoğrafçılığı da güzel sanatlar arasında sayanlar var…

Sizlerle kendi asıl branşım müzik adına konuşmak istiyorum bu yazıda.. Müzik asıl adı musiki yani;  Sesleri melodi haline getirme sanatıdır.

 Sizce nasıl şu an müziğimiz? Kelimeleri net şekilde duyabiliyor, hissedebiliyor, düşünebiliyor musunuz? Ya aklınızda kalıyor mu uzun süre?

 Belki bir gün, bilemediniz 1 ay.. Ya sonra.. Bizler hatta sizler dahi müzikte bir kirlenme bir yozlaşma hatta artık yeni sözler bile duyamaz hale geldik. Eski bilinen büyüklerimizin zamanındaki şarkıları yabancı terimlerle süsleyip yeni şarkı ortaya çıkarmışçasına ‘yeni albüm hazırlığım var ‘diyen pek çok sanatçı var.

Okuyucularım; bir toplumun sosyal yapısında meydana gelen bozukluğu, müzikte kirlenme olarak açıklayabiliriz.

Çünkü toplumun aile yapısında, eğitim kurumlarında, hukuk anlayışında, dilini kullanmasında, manevi değerlerinde, düşünce yapısında, örf-adet ve geleneklerine bakış açısında meydana gelen yozlaşmalar zincirinin bir halkasını da sanat anlayışındaki çözülme oluşturmaktadır.

Sanatın önemli bir dalı olan müzikte kirlenme ise, sosyal alanda kirlenme, basında kirlenme ve teknik alanda kirlenmedir. Buna göre, müzikte kirlenmenin teknik unsurları; melodik doku, ritmik yapı, söz unsurunda ve icra şekilleridir.
Melodik dokunun geleneksel yapısından uzaklaşması, , yabancı ve yerli figürlerin sentezindeki uyumsuzluk, farklı tınılar, akordu birbirine uymayan enstrümanların bir arada kullanılması, sesler, perdeler, aralıklar, seslerin yan yana dizilmesi, genişlemeler, süslemeler, seyirde yer alan başlangıç, duraklama ve bitiş noktalarının değişiklik adına keyfi bir şekilde kullanılması, her değişimin bir gelişme olmadığı bilincinin müzik uygulayıcılarında bulunmaması ve eser kopyacılığı..

Tüm bunlar melodik kirlilik yapmakla beraber gerek halk, gerekse divan edebiyatı nazım şekillerinin kullanılmaması, eserlerde iletilmek istenen mesajların slogan cümlelerle ifade edilmesi, toplumun düzeyini çıkaran değil, düşüren bir üslupla verilmesi, gençliği düşünmeye yönlendiren sözlerden kaçınılması, dilin yanlış kullanılması, yabancı kültüre özendirmesi, argo kelimelere yer verilmesi müziğimiz kirletmekten yozlaştırmaktan başka bir şey yapmamaktadır.  

Anadilimiz Türkçe ’ye baktığımızda yeryüzünün en geniş coğrafya alanında konuşulan, en eski, zengin bir dil olduğunu görmekteyiz.
En eski dillerden biridir, çünkü bugünkü pek çok dil yokken, Türkçe vardı. En geniş coğrafya alanında konuşulan bir dildir,1980′lerin ortalarında UNESCO’nun hazırladığı raporda, Türkçe’nin konuşan insan sayısı bakımından dünyada beşinci sırada olduğu belirtilmiştir, Atatürk’ün 1930 yılında söylediği şu söz rehber olmalıdır bizlere;
“Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin… Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarılmalıdır.”

Hani eğitim şart diyoruz ya evet eğitim her şeyin başı eğitim ..

Bunun için;

 Küçük yaşlardan başlayarak etkili müzik eğitimine,

Çalgı eğitiminin yaygınlaştırılması ve okullarda sanat eğitimi derslerinin önemli bir duruma getirilmesine,
Ulusal kültür değerleriyle yoğrulmuş kaliteli müzik yapımı ve yorumlarına önem verilmesine,
Evrensel müziği iyi tanımak için verilecek müzik kültürü eğitimine,

Seçici müzik dinleme ve beğeni alışkanlığı oluşturmaya,

Orkestraların çoğaltılarak konserlerin izlenmesinin bir lüks olmaktan çıkarılmasına,

Görsel ve işitsel medyada yapılan müzik yayınlarında kaliteye önem verilmesine,

Okullarımızda da yine Okul-aile işbirliğiyle çocukları zararlı yayınlardan korumanın gerektiğine inanıyorum.

 

          İsmail Dede Efendi’nin dediği gibi Müzik, insan ahlakını arındıran kutsal bir ilimdir..

 

                                                                                                                  Şeyma ATALAY

                                                                                                            EĞİTİM YÖNETİCİSİ

Yorum yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
RESMEN FENERBAHÇE'DE
RESMEN FENERBAHÇE'DE
SÜPER LİG'DEN SERİE A'YA...
SÜPER LİG'DEN SERİE A'YA...