Advert
DÜNYANIN İLK KADIN AMİRALİ
BÜLENT YANAŞIK

DÜNYANIN İLK KADIN AMİRALİ

Bu içerik 478 kez okundu.
Advert
 
Karadeniz civarında kendi başlarına yaşayan Amazonlar,
Bir keresinde düşman peşinde koşarken,
Bir yaz günü,
Güneşin olmadık şekilde parladığı,
Rüzgarın hiçbir yerde bu kadar güzel esmediği bir yere gelmişler.
 
Karşılaştığı güzelliğe dayanamayan Amazon birliğinin komutanı Symna,
Birliğine burada konaklamalarını emretmiş.
 
Boş duran insan ne yapar, yalınkılıç hepsi dalmışlar Arşipel’in serin sularına.
Kokusu tadı bambaşkaymış bu denizin.
Savrulup çıkarken turkuaza bulanmış sulardan,
İstemeyerek ayaklarını kuru toprağa basmışlar,
İşte o anda binlerce elmas saçılmış dipdiri vücutlarından kara toprağa.
Geleceğe miras gibi, zihin parlaması gibi,
 
Ağlayıp bu güzel yurdu terk ederken komutan Symna,
Saplamış yere  “Bayraklı”  kargısını tüm hıncıyla, söylenerek,
“Cennetimdi, ama şimdi sizin cennetiniz olacak”
 
Ayrılırken,
Her birinin kalbinde inceden bir sızı ve saklanmış gözyaşlarıyla,
Binlerce yıl sonrasına vasiyet etmişler bu toprakta yaşayacaklara,
 
“Biz Amazonlar Hür’üz ve Hakkımızı alırız,
Sizlere de mirasımızdır Hürlük,
Hak ettiğiniz için, Hak ettirildiğiniz için”
Hakkınızı alın.
 
        Bundan beş bin yıl önce bugünkünden daha içerlerde bulunan İzmir Körfezi’nin  kıyısındaki Halkapınar Köyü’nün halkı yelelerinden alev fışkıran büyük cüsseli kızıl küheylanların üzerinde gözleri şimşek şimşek çakan, şimdiye kadar görmedikleri kıyafetleri giyen, adaleli, sert bakışlı kadınları görünce tanrıları kızdırdıklarını zannedip yerlere kapaklanmışlardı.
        Hitit ana tanrıçasının kadın papazları tepeden tırnağa silahlı ve savaş atları ile savaşa katılıyorlardı. Anaerkil dönemin sonlarına yaklaşmakla birlikte bugünden beş bin yıl kadar önce doğumda erkeğin faktörünü çözümleyemeyen insanlar yeni bir cana hayat veren kadınlara gıpta ile bakıyor, Ana tanrıça Kibele’yi (Kybele, Hubel) Baş tanrıça kabul edip kadınları da kutsal olarak varsayıyorlardı.
        Ana tanrıça Kibele’ye gönülden bağlı kadın papazları Grekler kafalarında kıskançlıklarından öylesine yücelttiler ki Amazon efsanesinin doğmasına engel olamadılar.
Amazon efsanesinin tüm dünyada kabul edilen en gerçek yanı onların Anadolu’da yaşadıklarıdır.
        İzmir şehrinin temellerini de Amazonlar atmışlardı.
        Anadolu’nun batısında Efes’e kadar kadınların kurduğu bir çok şehir kenti olmasına rağmen kendi zaman diliminde ne Herodot‘un kendisi, ne kendi yurdu Halikarnas’da ne de Anadolu’da Hititler’den ve Amazonlar’dan bahsedilmez. Ege halkı ise onları unutmuştu.
        Aynı dönemlerde ilkçağ şartlarını yaşayan Avrupa halklarının kadına bakış açısı ve toplum yaşamında kadının yeri hiç ile eşdeğerken Anadolu’da kadının yeri her zaman erkeklerle eşdeğer ve hatta üstün konumdaydı.
Anadolu topraklarında Amazonlar’dan sonra nice kadın savaşçılar doğmuştu.
        Babasını, Halikarnas Satrabı Lygdamis, çok küçük yaşta kaybetmişti. Çok sevdiği eşini de ikinci oğlu doğduktan sonra bir savaşta kaybetmişti.
       Eşinin yerine tahta geçti, 18 yaşında Karya Prensesi ve Satrabı oldu. Halikarnas’a yakın olan Kos, Nisiros ve Kalimnos adalarının yönetimi de ona bağlıydı. Küçük oğlu Pisindelis ve büyük oğlu Lygdamis’i büyütme işini prenseslikle birlikte yapıyordu.
        Kayra Prensesi 1. Artemisia genç yaşına rağmen iyi bir yöneticiydi ve verdiği kararlar ile halkının takdirini kazanmıştı. Babasının ve kocasının ölümünden sorumlu olan Atinalı ve Spartalıları hiç sevmiyordu.
       Anadoluyu ve Grek topraklarını imparatorluğuna katan Pers Kralı Serhas’ın Atina seferine beş gemi ile katıldı. Artemisia, Salamis Adası’nda konuşlanan Grek Donanması’nı tanıyordu ve Kral Serhas’a onları açık denizde karşılaması ve orada savaşması gerektiğini bir şekilde söylemek istiyordu.
         Pers deniz kuvveti 1207 trireme (savaş gemisi) ve üç bin küçük destek gemisinden oluşuyordu. Donanma Finikeliler, Anadolu İyonyalıları, Trakyalılar ve Pers Donanması’ndan oluşuyordu.
       Grek Donanması General Temistokles kumandasında Salamis Adası’na yerleşmiş 378 yeni gemiden oluşmaktaydı. General Temistokles, Serhas’ın donanmasını yok etmek üzere şeytani taktikler üretiyordu. Normalde elleri birbirlerinin gırtlaklarında olan Atina ve Spartalılar can korkusuna Temistokles’in etrafında kenetlenmişti.
         Salamis Adası sağında (Atina tarafı) ve solunda iki dar kanalla Eleusis Körfezi’nin girişinde bulunuyordu.
        Temistokles’in hain planını tahmin eden Artemisia gemileriyle Saros Körfezi’ne gitti, kıyıda yapılan savaş harekat toplantısında fikrini beyan etti. Ona göre dar bir boğazda savaşılırsa müttefikler üstünlüklerini kaybedecek, donanmanın hareket kabiliyeti kalmayacak ve saldırıya açık olacaktı. Artemisia’nın fikrini Serhas dahil hiçbir komutan benimsemedi.
         Serhas kararında ısrar etti, birçok ulustan oluşan büyük bir donanmaya sahip olmanın bencilliği ile  derhal savaşa karar verdi ve donanmayı Salamis Adası’na gönderdi. Aslında savaş öncesinde donanmasının üçte biri fırtınada ciddi hasar görmüştü.




İlkçağda Ege Denizi’nde Kullanılan Savaş Gemisi Trireme Kesit Görüntüsü

 
        25 Eylül M.Ö 480 tarihinde akşam güneş batarken Pers Donanması’nın neredeyse tamamı imha edilmişti. Kendi donanmasındaki gemi sayısından kat ve kat daha fazlasını yok eden, hiçbir gemisini kaybetmeyen, yaptığı taktiklerle ve hareket tarzıyla düşmanın nefretini Serhas’ın takdirini kazanan Karya Kraliçesi Artemisia o tarihe kadar dünyadaki en büyük deniz savaşında Amiral rütbesini almayı hak kazanıyordu. Üstelik henüz 18 yaşındaydı, kadındı, Anadoluluydu ve bu olay dünyada ilk kez oluyordu.
        Savaştan sonra beş gemilik Halikarnas filosu yelkenlerini açıp ülkelerine dönerken beraberinde Serhas’ın ailesini de taşıyordu. Serhas savaşı görmeleri için getirdiği ailesini, büyük yenilgiden sonra güvenle teslim edebileceği tek kişinin Artemisia olduğuna karar verdi. Onları Efes’te almak üzere Artemisia’ya teslim etti.
          Hatasını anlayan Serhas o gün “bugün erkekler kadın gibi ve kadınlar erkek gibi savaştılar” diyerek Artemisia’yı takdir etmiştir.
         Artemisia, Anadolulu bir Amazon’dur. Hakkıyla ve layığı ile ülkesini yönetmiştir. Eflatun ‘Lysistrata’ adlı eserinde ondan bahseder. Herodot tarih kitabında onun yaptıklarını bir bir sıralar. Nihayetinde Artemisia genç ve başarılı bir kadındır, yalnızlığını yok edebilmek adına aşka da ihtiyaç duyar. Çanakkale Abydos’ta yaşayan Dardanus’a aşık olur, aşkına karşılık alamaz reddedilir. Aşkın da kendine göre kuralları vardır, o bir Amazon’dur.  Gençliğini ve güzelliğini göremeyen Dardanus’u uyurken kör eder, kendisini de 30 metre yükseklikteki Ayamavra kayalıklarından aşağı atar ama ölemez, onu oracıkta yakalayanlar üzerine çullanırlar ve öldürürler. Lesbos Adası’nda (Midilli) doğan dünyanın ilk kadın şairi Sappho da bir Amazon’dur ve Anadolulu’dur. O da aşkına karşılık alamadığından M.Ö 570 yılında aynı kayalıklardan kendisini aşağıya bırakmıştır. Sappho’nun heykeli İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndedir
        Uygarlık tarihi ve mitolojik açıdan incelendiğinde, Çanakkale içinde öyle güzel destanlar barındırır ki okudukça doyamazsınız:

 
 *Teb Kralı Anthamas’ın kızı Helle ve oğlu Phriksos’un Altın Post üzerinde Karadeniz’e kaçarken Helle’nin fırtına nedeniyle Çanakkale üzerinde denize düşmesi ve boğulması  (Hellespont adı bu efsane ile türetilmiştir),
 
 *Okeanos ve Tethys’in kızı Elektra’ya göz koyan baş tanrı Zeus’un Elektra’dan Dardanos isimli bir oğlu olur, Dardanos Çanakkale bölgesine gelerek kralın kızı ile evlenir ve Dardania isimli kenti kurar (Dardanelles ismi bu efsaneden türetilmiştir),
 
 *Dardanos’un oğlu Tros bulunduğu bölgeye Troad ve halkına da Troyalı adını verir. Onun oğlu İlus’da kente kendi adını vererek İllium yapar. İlyada Destanı burada yazılmıştır,
 
 *Zeus’un karısı Hera, Elektra’dan doğan Zeus soyunu lanetlemiştir, bu lanet sonucunda Truva Savaşı olmuş ve Truva yok olmuştur,
 
 *Abydos kralının oğlu Leandros, Eceabat kıyılarında yaşayan Afrodit rahibesi Hero’ya aşık olur ve onu görmek için her gece karşı kıyıya yüzerek geçer. Hero da ona bir fenerle yol gösterirmiş. Bir gün patlayan bir fırtınada fener söner ve nereye yüzeceğini bilemeyen Leandros yorulur, akıntıya kapılıp boğulur. Hero’da bu acıya dayanamaz ve kuleden atlayarak canına kıyar,
 
 *Atina seferine çıkan Pers Kralı Serhas, boğazı geçmek için yaptırdığı köprü akıntıdan parçalanınca boğaz sularının on gün on gece kırbaçlanmasını emreder. Sular kırbaçlanırken köprünün inşasında çalışan mühendisleri de idam eder. Ama ordu nasıl geçecekti bu sulardan? Nihayetinde Anadolu’dan İyonyalı mühendisler daha iyi bir proje ile köprüyü yaparlar ve ordu üç gün üç gece köprüden geçerek Atina’ya doğru yol alır, derler ki bu köprüden beş milyon asker geçmiştir,
 
 *Hera, Athena ve Afrodit arasında yapılan ve Truva’nın yıkılmasına neden olan dünyanın ilk güzellik yarışması Çanakkale’de yapılmıştı.

 
        Aynı 2400 yıl öncekiler gibi, dünyanın dört bucağından toplanmış, tarihte eşine benzerine az rastlanır demir bir armada yüzyıllar boyunca geçilemeyen Çanakkale’yi geçebileceğini zannetmiş ama yanılmıştı. Tüm dünyanın kılı kırka yararak verdiği işgal kararına karşı tek bir adamın verdiği karar kesin sonuç yaratmış, müttefik donanmanın yarısı denizin altında, kalan yarısı da yaralı bir şekilde arkasına bakmadan kaçmıştı.
Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda sadece erkekler savaşmadı:
Çanakkale’de: Mücahide Hatice Hanım, Çavuş Zeynep Mido, Safiye Hüseyin Elbi, Onbaşı Nezahat Baysel (12 yaşında Onbaşı rütbesi verilmiştir), daha adı geçmeyen niceleri…
Kurtuluş Savaşı’nda: Onbaşı Halide Edip Adıvar, Şehit Şerife Bacı, Erzurumlu Üsteğmen Kara Fatma (Fatma Seher Erden), Gazi Halime Çavuş, Hafız Selman İzbeli, Şehit Gördesli Makbule Hanım, Çete Emir Ayşe Hanım, Şehit Tayyar Rahmiye Hanım, Nene Hatun, Adile Onbaşı (Tarsuslu Kara Fatma), Kılavuz Hatice Hanım, Saime Hanım, Yirik Fatma Hanım, Süreyya Sülün Hanım, Nazife Kadın, Domaniçli Habibe Hanım, Satu Çırpan Hanım, Binbaşı Ayşe Hanım, Şehit Hemşire Erika Hanım (Alman, Dr. Ragıp Bey’in Eşi) ve adı bir yerlerde yazılı olmayan, soğuktan donarcasına üşürken battaniyesini çocuğuna değil kağnıdaki mermilerin üzerine örten, hemşirelik yapan, yaralılarımıza analık eden, aş kaynatan fedakar Anadolulu Amazon Şehit ve Gazi kadınlarımız…
        Ve tüm Şehitlerimiz, Ruhunuz Şad Olsun.
        Aziz Gazilerimiz, Vatan ve Millet Sizlere Minnettardır.
        Mustafa Kemal Atatürk kadınlarımızı hiçbir zaman unutmadı ve şunları söyledi (30 Mart 1923):

“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim."
         Çanakkale Savaşı’nda tüm yaralıların cephede tedavisi mümkün değildi. Yaralıların bir kısmı gemilerle İstanbul’a getiriliyordu. Doktor ve hemşirelerin yetersiz olduğu ortaya çıkınca kadınlarımız ilgili kurumlara başvurarak kayıt yaptırdı ve gönüllü olarak hastanelerde çalıştılar. Savaş bitiminde kasası bomboş olan Devlet kadınların fedakarlığını unutmadı ve depolarda bulunan İngiliz tüfeklerinin namlularını kestirip, üzerinde 1332 Cihadiye - 1333 Cihadiye yazan yüzükler yaptırarak 5000 kadınımıza hediye etti.


1332 Cihadiye Yüzüğü, Üzerinde Müdafaa-i Milliye yazmaktadır.

Çanakkale Geçilmez
 
 
 
Yorum yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yasin Öztekin'in yeni takımı belli oldu
Yasin Öztekin'in yeni takımı belli oldu
Şampiyon yüzücü boğazda kulaç attı
Şampiyon yüzücü boğazda kulaç attı